Haksız Tahrik İndiriminin Kendisi mi Haksız?

Kadın Cinayetlerinde Yargının Eril Rolü ve Haksız Tahrik İndiriminin Vicdana Aykırılığı 

Kamuoyunun yakından takip ettiği Pınar Gültekin’in vahşice öldürülmesine ilişkin yargılama sonucunda verilen cezada sanık lehine haksız tahrik indirimi uygulanması duyarlı kamuoyunu sarstı. O genç kadın, canlı canlı varile tıkıştırılıp, yakılıp, üzerine beton dökülmeyi haklı kılacak ne yapmıştı da Muğla’nın önde gelen ailelerinden birinin çocuğu olan, bar işleten bu iri yarı adamı kızdırmış, mahkemeye göre onu HAKSIZ TAHRİK etmiş olabilirdi? Kararda, öldürülen Gültekin’in yaşadıkları evlilik dışı ilişkiyi Avcı’nın eşi ve çevresine söylemekle tehdit ettiği, bunun da TCK’nın 107. maddesinde düzenlenen şantaj suçunu oluşturduğu görüşüne yer verilmiştir. Gerekçeye göre, “Sanık Cemal Metin’in de maktulün söz konusu haksız fiil içeren davranışlarından duyduğu öfke ile maktule yönelik söz konusu suçu işlediği dikkate alındığında mahkememiz yargılamasına konu somut olayda TCK’nın 29. maddesinde düzenlenen haksız tahrik hükümlerinin uygulama şartlarının tamamının gerçekleştiğinin kuşkuya yer vermeyecek şekilde sabit olduğu gözetilerek mahkemece sanık hakkında verilen cezada TCK’nın 29. maddesi uyarınca indirim yapılmıştır” denilmekte. Her ne kadar sabit dense de çok su götürecek bir gerekçe bu. Zira bu örnekte de görüldüğü üzere, tüm cinayet sanıklarının haksız tahrik savunması ile cezalarından en az dörtte bir, hatta yarı oranında indirim yapılmasını sağlamak isteyecekleri kuşkusuzdur. Maktullerin bu savunmalara karşı çıkma olanağı da olmayacağından, ortada maktülden kaynaklı sanığı gerçekten üzecek, kızdıracak, korkutacak haksız bir eylemin olup olmadığının anlaşılması güç olacak ve  ceza yargılamasının nihai hedefi olan maddi hakikate çekincesiz olarak ulaşılamayacaktır. Nitekim Gültekinlerin avukatı Epözdemir de, “Türk yargısının temel paradokslarından biri” olarak bahsettiği haksız tahrik savunmasına özellikle kadın cinayetleri faillerinin sürekli başvurduğunu belirtmiştir.

Haksız Tahrik İndiriminde Yargının Yaman Çelişkisi

Pınar Gültekin olayında dosyanın tamamını bilmediğimiz için sanığın savunması veya sonradan uydurulması mümkün olanlar dışında, gerçekten mahkemeyi bu kanaate vardıracak deliller var mı bakılmalıdır. Ancak göründüğü kadarıyla taraflar arasındaki kadın aleyhine olan aşırı fiziksel, sosyal ve ekonomik eşitsizlik nedeniyle tahrik ya da sanığı haklı kılacak mantıklı, tutarlı bir argüman  olması zordur. Pınar’ın para istediği, şantaj yaptığı iddiası doğruysa bile yapılacak iş kolluğa başvurmaktır. Çünkü sanık kendine karşı işlendiğini düşündüğü şantaj suçunu yargıya, kolluğa bildirmek yerine gidip çok ağır ve vahşice bir suç işlemeyi seçmiştir. Suç işlenmesi halinde yaptırım uygulayarak toplumsal düzeni korumakla görevli yargı ise tersine sanığın cezasından haksız tahrik indirimi yaparak onu ödüllendirmiştir. Ne yaman çelişki?

Haksız Tahrik İndiriminde Eril Tehlike

Öte yandan Pınar Gültekin davasını benzerlerinden ayıran bir gelişme daha vardır. Daha önceki yargılamalarda yargının ceza davalarındaki eril tavrı,

-takım elbise, kıravat indirimi olarak bilinen iyi hal indirimi,

-özellikle namus kavramı üzerinde şekillenen haksız tahrik indirimi,

-ve sanığın eylemi ile ceza arasındaki dengeyi sağlayacak olan cezanın alt sınırından uzaklaşılmayışı’

olarak çok sayıda davada görülmekte idi. Buna karşın kamuoyunun dikkatini çeken ve kadın örgütlerinin, feministlerin takip ettiği davalarda bu sorunlu tutum, eril kimlik ön plana çıkamamaktaydı. Pınar Gültekin davasındaki haksız tahrik indirimi ise artık kadın örgütlerinin ve kamuoyunun tepkisinin mahkemece umursanmamış olması ihtimalini akla getirmektedir. Yani kamuoyunun takip ettiği davalarda bile yargıdaki eril kimliğin kendini geri çekme ihtiyacı duymuyor olması dikkat çekicidir.

Bu tespit doğruysa ve arkası da gelirse -ki İstanbul Sözleşmesinden çıkılmış olması bu tavrı daha da güçlendirecektir.- ne Anayasa’daki “Ek fıkra: 7/5/2004-5170/1 md.) Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.” (m. 10) ne de 6284 sayılı Aile ve Kadını Şiddetten Koruma Kanunundaki tedbirle eril şiddetten kurtarabilir kadınları. Çünkü yargı pratiği ve kültürü, kadını koruyan kanun maddelerini bir şekilde eğip büküp işlevsizleştirmeyi hızla başaracaktır. Eğer yargı bu virajı almışsa ve bundan böyle kamuoyuna mal olmuş davalarda bile eril kimliğini koruyacak, kadının şiddetten korunma mücadelesini umursamayacaksa, Türkiye’de kadın olmak, insan olmak daha da zorlaşacaktır.

SOMUT OLAY

(Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi öğrencisi Pınar Gültekin, 16 Temmuz 2020’de Ula İlçesi’ndeki evinden ayrılmış ve daha sonra haber alınamamıştı.

Ailesi ve arkadaşlarının sosyal medyada paylaştığı bilgilere göre, Gültekin en son Akyaka’dan Muğla’ya gitmek için durakta beklerken görüldü.

Ayrıca, Gültekin’in Menteşe’deki bir alışveriş merkezine gittiği ve üzerinde beyaz bir elbisenin olduğu bilgisi de paylaşıldı.

Jandarma, Gültekin’i bulmak için arama çalışmalarını bahsi geçen alışveriş merkezi civarında yoğunlaştırdı. Çalışmalar sürerken, Menteşe ilçesinin kırsal Yerkesik Mahallesi’ndeki ormanlık alanda bir kadın cesedi olduğu ihbarı geldi.

Gültekin’in kaybolmadan önce bir kişi ile alışveriş merkezinde oturduğu tespit edildi. Daha sonra aynı kişiyle alışveriş merkezinden ayrıldığı saptandı.

Polis ve jandarma ekipleri, akaryakıt istasyonunda büyük bir pet şişeyle benzin alan Cemal Metin Avcı’dan şüphelenerek takibe aldı.

Evinde gözaltına alınan Avcı, jandarmada verdiği ifadede suçunu itiraf etti, kıskançlık krizine girdiği, tartışma sırasında kavga ederken Gültekin’i öldürdüğünü söyledi.

Gültekin davası ilk olarak Muğla 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Burada sanık Avcı, haksız tahrik indirimi uygulanarak 23 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Ailenin itirazı üzerine dosya İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesi’ne gönderildi.

Bu mahkeme, Cemal Metin Avcı’yı ağırlaştırılmış müebbet hapse, kardeşi Mertcan Avcı’yı ise delilleri gizlemekten dört yıl hapis cezasına çarptırdı.)