Yargıtay kararına ilişkin değerlendirme
Ancak kararın hukuki anlamı bundan biraz farklıdır. Aslında Yargıtay yeni bir kriter getirmemekte; Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde zaten yer alan “boşanma yüzünden yoksulluğa düşme” şartını somut olay bakımından değerlendirmektedir.
Yoksulluk nafakasında gelir önemli mi?
Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesine göre boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru diğer taraftan daha ağır olmamak şartıyla, geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında nafaka isteyebilir.
Dolayısıyla yoksulluk nafakası boşanmanın otomatik bir sonucu değildir.
Bir kişinin yalnızca boşanmış olması, eski eşinden daha az gelir elde etmesi veya evlilik dönemindeki yaşam standardının boşanma sonrasında düşmesi tek başına yoksulluk nafakası hakkı doğurmaz.
Mahkemenin temel olarak cevaplaması gereken soru şudur:
Talepte bulunan eş, boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek mi?
Bu sorunun cevaplanmasında tarafların gelirleri doğal olarak önemli bir kriterdir. Ancak yalnızca maaşların karşılaştırılması yeterli değildir.
“Gelirler eşitse nafaka verilmez” demek doğru mu?
Yargıtay kararlarının “eşit maaş alan eş nafaka alamaz” şeklinde yorumlanması doğru değildir.
Çünkü gelir eşitliği ile ekonomik durum eşitliği aynı şey değildir.
Örneğin eşlerden biri aylık 40.000 TL, diğeri 42.000 TL gelir elde ediyor olabilir. İlk bakışta gelirleri birbirine oldukça yakındır.
Ancak 40.000 TL kazanan eş kirada oturuyor, yüksek zorunlu giderlere sahip bulunuyor veya bakmakla yükümlü olduğu kişiler varsa; diğer eş kendi evinde oturuyor, önemli bir malvarlığına ve başka düzenli gelirlere sahipse iki tarafın gerçek ekonomik koşullarının aynı olduğu söylenemez.
Bu nedenle değerlendirmede yalnızca bordrodaki rakam değil, ekonomik tabloyu oluşturan şu unsurlar birlikte değerlendirilmelidir:
- düzenli ve sürekli gelirler,
- taşınır ve taşınmaz malvarlığı,
- kira ve barınma giderleri,
- zorunlu yaşam giderleri,
- bakmakla yükümlü olunan kişiler,
- emeklilik ve diğer gelirler,
- kişinin çalışma ve gelir elde etme durumu
Yargıtay’ın kararı yeni bir nafaka sistemi mi getiriyor?
Hayır.
Kamuoyuna yansıyan kararın önemi, nafaka hukukuna yeni bir şart eklemesinden değil, mevcut “yoksulluğa düşme” kriterinin somut ekonomik veriler üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini göstermesinden kaynaklanmaktadır.
Düzenli ve yeterli geliri bulunan, ekonomik olarak kendi yaşamını sürdürebilen ve boşanma nedeniyle yoksulluğa düşmeyecek bir eş bakımından sırf evlilik sona erdiği için yoksulluk nafakasına hükmedilmesi, TMK m.175’in amacıyla bağdaşmayabilir.
Bununla birlikte kişinin bir maaşının veya emekli aylığının bulunması da tek başına nafaka talebinin reddedilmesi için yeterli değildir.
Her dosyanın kendi ekonomik ve sosyal koşulları içerisinde değerlendirilmesi gerekir.
Nafaka kadınlara özgü bir hak değildir
Kamuoyundaki nafaka tartışmalarında gözden kaçan önemli noktalardan biri de budur.
Yoksulluk nafakası hukuken kadınlara tanınmış özel bir hak değildir. Kanundaki şartların gerçekleşmesi halinde erkek eş de yoksulluk nafakası talep edebilir.
Bu nedenle hukuki tartışmanın “Kadına nafaka verilmeli mi?” sorusu üzerinden değil;
“Boşanma nedeniyle hangi eş yoksulluğa düşüyor ve ekonomik desteğe gerçekten ihtiyaç duyuyor?”
sorusu üzerinden yürütülmesi daha doğru olacaktır.
Maaşı olan eş nafaka alabilir mi?
Evet. Düzenli bir gelirin bulunması, tek başına yoksulluk nafakasına engel değildir.
Ancak bu gelir kişinin ekonomik olarak kendi yaşamını sürdürebilmesine yeterliyse ve boşanma nedeniyle TMK m.175 anlamında yoksulluğa düşmeyeceği belirleniyorsa nafaka talebinin reddedilmesi gündeme gelebilir.
Tersine, kişinin çalışıyor veya emekli olması, somut ekonomik koşulları dikkate alınmadan otomatik olarak “yoksul değildir” sonucunu doğurmamalıdır.
Dolayısıyla nafaka değerlendirmesinde “maaşı var mı?” sorusundan çok “boşanma sonrasında gerçek ekonomik durumu ne olacak?” sorusu önem taşımaktadır.
Süresiz nafaka, koşulsuz ömür boyu nafaka anlamına gelir mi?
Yoksulluk nafakasıyla ilgili tartışmalarda “ömür boyu nafaka” ifadesi de sıklıkla kullanılmaktadır.
Ancak nafakanın süresiz olarak hükmedilebilmesi, hiçbir koşulda değişmeyeceği anlamına gelmez.
Tarafların ekonomik ve sosyal koşullarındaki değişiklikler, nafakanın artırılması, azaltılması veya şartları oluştuğunda kaldırılması sonucunu doğurabilir.
Bu nedenle asıl mesele nafakanın yalnızca başlangıçta gerekli olup olmadığı değil, nafaka devam ederken bu ihtiyacın ve kanuni şartların sürüp sürmediğidir.
Sonuç: Nafakada artık gelire mi bakılacak?
Aslında gelire zaten bakılıyordu.
Son Yargıtay kararlarının ortaya koyduğu nokta, gelir unsurunun yoksulluk değerlendirmesinde önemli bir veri olduğu; fakat değerlendirmenin yalnızca maaş karşılaştırmasına indirgenemeyeceğidir.
Yoksulluk nafakasının amacı eski eşler arasında ömür boyu gelir eşitliği sağlamak veya evlilik dönemindeki yaşam standardını aynen devam ettirmek değildir. Temel amaç, boşanma nedeniyle ortaya çıkan ve kanunun aradığı nitelikteki ekonomik yoksunluğun giderilmesidir.
Bu nedenle doğru soru;
“Kadın veya erkek ne kadar maaş alıyor?” değil, “Boşanma sonucunda nafaka talep eden eş gerçekten yoksulluğa düşüyor mu?” olmalıdır.
Her somut olayda tarafların gelirleri, malvarlıkları, zorunlu giderleri ve genel ekonomik koşulları birlikte değerlendirilerek sonuca ulaşılması gerekir.
Av. Eray Karınca
Görsel: Haber Global canlı yayınından alınmıştır.

